Ne kadar gerçek o kadar hayal!

12 Ağustos 2012 Pazar

Cosmopolis

Delillo romanını Cronenberg uyarlarsa ne olacağını da öğrenmiş olduk.

Cosmopolis, 28 yaşındaki multi-milyarder Eric Packer'in bir gününü anlatıyor bize. Saçlarını kestirmek için şehrin öbür ucuna gitmek istiyor.


Cronenberg sinemasında vücuda saldırı çok görünen bir olgudur: Deforme organlar, bulaşıcı yaralar... Bütün bunlar filmlerindeki imzası gibidir. Cosmopolis ise vücuttan ziyade aklı hedef alan, zorlayan, bir nevi "reset" etkisi yaratacak bir film.

Tipik Cronenberg görselliği, değişik kamera açısı tercihleri...


Diyalog temelinde ilerleyen bir senaryo var karşımızda ve diyaloglar da çoğunlukla felsefi boyutlarda bir zaman ve ruhunun eleştirisi. Takip edilmesi zor bir film. Böyle konularda düşünmeyi sevmiyorsanız kesinlikle size uygun bir 108 dakika olmayacaktır. 

Peki kim bu Eric Packer? Bir matematik dehası, borsayı ve finansı formüle etmeyi başarmış. Serveti ile tarihi bir şapeli satın alıp evine koymayı düşünecek kadar küstah. İçinde bulunduğu hayatın hızlı akışından ve sanallığından dolayı gerçekten kopmuş. Kendiyle birlikte bütün sistemin sonunu hazırlayacak kadar cüretkar.


Filmle kitap arasındaki en temel fark Eric Packer'in niyeti; kitabın başında şöyle bir cümle var:"Öldüğünde sonu gelen o olmayacaktı. Dünyanın sonu gelecekti." Kitapta Eric tam açık olmamakla birlikte her şeyini kendi isteği ile kaybediyor. Filmde ise kendi formülüne inanmaktan vazgeçmediği için kaybeden bir Eric görüyoruz.

Cosmopolis esasında zamanın ruhuna göre her şeyi olan bir adamın; parası,şöhreti,gücü... Tamamlanamama, olamama öyküsü. Bir nevi varoluşçu bir sistem eleştirisi.

Konvansiyonel sinemanın dışına çıkmak isteyenler için üzerine konuşacak çok konu barındıran bir yapım Cosmopolis.


Hiç yorum yok: