Ne kadar gerçek o kadar hayal!

9 Temmuz 2012 Pazartesi

The Amazing Spider-Man

2002'nin üzerinden çok geçmeden yeni bir Örümcek Adam lansmanı var karşımızda. Aradaki süre bu kadar kısa olunca da iki filmin karşılaştırılması kaçınılmaz bir durum. 


Örümcek, daha derinlikli bir aile hikayesini arkasına alarak yola çıkıyor. Bu, orjinal hikayeye göre önemli bir değişiklik olsa da yeterli olduğunu söylemek zor. Kısaca şunu söyleyebilirim: The Amazing Spider-Man bir fikir filmi değil! Klasik hikayenin dinamiklerini değiştirmiyor.


Yönetmen koltuğunda 500 Days of Summer'dan Marc Webb var. Andrew Garfield ise yeni Örümcek Adam.




The Amazing Spider-Man'in 2002 versiyonundan çok ilerde olduğunu söyleyemem fakat filmler arasındaki en temel fark kast: Andrew Garfield, Emma Stone ve Rhys Ifans'lı kadro; Tobey Maguire, Kirsten Dunst ve Willem Dafoe'ye göre daha parlak ve daha etkili olmuş.

Neredeyse bütün Örümcek Adam hikayelerinde olduğu gibi yer yer romantik komedi esintili bir aksiyon var karşımızda. Gerek Andrew Garfield'ın sempatikliği gerekse de Marc Webb'in tecrübesiyle bu romantik komedi esintisi güzel bir hava yaratıyor film için fakat aksiyon sahneleri doyurucu değil. Senaryo içindeki dinamikler de pek uyumlu değil. Mesela, Gwen Stacy ve Peter Parker ilişkisi fazla hızlı gelişiyor. Bunun gibi daha pek çok eksik var hikayede.

Sonuç olarak izlerken keyifli ama arkasında tortu bırakmayan bir yapım The Amazing Spider-Man. Devam filmleri ile daha etkili bir hale gelebilir mi? Göreceğiz.


25 Haziran 2012 Pazartesi

Haywire

Ters giden gizli bir operasyon, avcı önce av durumuna düşer sonra intikam süreci...


Neredeyse yönetmenliği bırakacak olan Steven Soderbergh Contagion ile birlikte piyasaya geri dönmüştü. Devamında gelen Haywire ise Soderbergh için öze dönüş, zaten ustası olduğu türü hatırlayış olarak nitelendirilebilir.



Ortada " kimin eli kimin cebinde " hikayesi, sağlam ve tempolu bir aksiyon var. Hikaye dinamiği olarak Soderbergh'in klasik sayılabilecek  The Limey'sine çok benzediği söylenebilir ki senaryoda da yine Lem Dobbs imzası var.


Film, bir restoranda Mallory ile Aaron'ın buluşması ile başlıyor ve bu ilk sahne ile seyirciyi içine rahatlıkla çekiyor. Neredeyse ikinci act'ın ortalarına kadar flashback'ler ile yaşananları anlamaya çalışıyoruz. Başlangıçta çok fazla isim ve karışık bir yapı gibi gözükse de sonunda basit ve zorlama olmayan bir çözüme ulaşıyor. Bu tip filmlerde ve hikayelerde yapılan en temel hata çözüm esnasında seyirciyi şaşırtmak için en saçma ve inandırıcılığı olmayan noktayı finale bağlamak oluyor. Haywire bu konuda örnek teşkil edecek bir film.

Hikayenin dışında filmin iki artısı daha var. Birincisi yan rollere dağılmış olan etkileyici cast: Kötü adam Ewan McGregor, babacan CIA ajanı Michael Douglas, acemi ajan Channing Tatum... Bunların yanında Antonio Banderas, Michael Fassbender ve Mathieu Kassovitz de başroldeki Gina Carano'ya eşlik ediyor.

Filmin ikinci artısı da Soderbergh'in usta görüntü yönetmenliği: Muhteşem kullanılmış sarılar ve yeşiller eşliğinde güzel mekanlar ile etkileyici kamera kullanımı filmin aksiyonunu daha doyurucu hale getiriyor.

Sonuç olarak Haywire tipik bir " less is more " filmi. Yenilikçi olmayan fakat doğru dinamikler üzerine olgunlaştırılmış bir hikaye ve tempolu, hızlı bir aksiyon. Vakit geçirmek için ideal.

4 Haziran 2012 Pazartesi

Prometheus

Duygusal bağlılığın ve beklentinin yüksek olduğu filmlerde yaşanması olası iki senaryo vardır: Ya körü körüne seversiniz ki zaten daha izlemeden beğenmeye hazırsınızdır ya da tatminsizlikle gelişen memnuniyetsizlik dalgası sizi sürükler. Prometheus'da bu kaderi paylaşan bir yapım olmaktan kurtulamıyor. Pek çok açıdan Son Indiana Jones filmine benzetilmesi olası.

Ben burada daha gerçekçi ve detaylı bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. 

Öncelikle kabul edilmesi gereken gerçeklerle başlamalıyız: Alien serisi hiçbir zaman kusursuz filmlerden oluşmadı. İlk film basit bir " hayatta kalma " hikayesinin yabancılaşma ve varoluşçu temelli felsefi bir sosla sunulmasıydı. Tek kelimeyle muhteşem veya kusursuz olarak nitelendirilebilecek atmosfer filmin ana elementiydi. Bütün bunlara ek olarak Giger'in rahatsız tasarımları unutulmazdı. İkinci film James Cameron önderliğinde Hollywood'un yaratıklara açtığı bir savaştı. Tempo ve aksiyonun saklamaya çalıştığı kalıplaşmış,standartize ve klişe senaryo etkileyicilikten çok uzaktı. Üçüncü filmin bir "piç" muamelesi gördüğü, sahipsiz ve dışlanmış olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Fincher'ın kurgusuna bile girmediği gibi on küsur yıl sonra bile " Director's Cut " versiyonuna katılmadığını da biliyoruz. Dördüncü film ise atalarının bir kolajı gibiydi. Biraz aksiyon , biraz psikoloji... Ama her yönüyle yetersiz.


Buradan çıkarmamız en önemli derslerden biri şu: Bütün bu filmleri piyasanın öncü yönetmenlerinin ( Sir Ridley Scott, James Cameron, David Fincher ve Jean Pierre Jeunet ) çektiğini düşünürsek Alien anlatılması zor bir hikayeye sahip! Çeşitli nedenlerden tatmin etmiyor, olmuyor, olamıyor! Alien varoluşsal sıkıntılara sahip bir hikaye.

Bütün bu eksiklere rağmen Alien efsane olmayı başardı. Xenomorph'lar hep merak uyandırdı.

Bu noktada bir devam filminden ziyade öncesine, Xenomorph'ların kökenine dair bir hikaye anlatmak doğru tercihti. Babası sayılabilecek Ridley Scott ise tartışmasız en uygun tercihti.

Prometheus'da olmama, olamama durumundan nasibi almış. Buradan sonra içerikle ilgi ayrıntılar yer alacaktır. SPOILER ALERT! işareti koyalım.


Prometheus görsel açıdan son dönemdeki en muazzam yapımlardan biri. Hatta ikinci " act'ın" ikinci yarısına kadarda gerçek bir bilim-kurgu klasiği sayılabilir. Ne zaman açıklamalar, cevaplar gerekiyor film zayıflamaya,  incelmeye başlıyor.


Prometheus çok iyiler ve çok kötüler barındıran bir film. Xenomorph'lar hakkında yeterli cevaplar vermiyor tam aksine yeni sorular soruyor.

Filmin kilidi açılış sahnesinde saklı. Nam-ı değer " Maker, Engineer " neden Dünyada intihar ediyor diğerleri giderken? Buna verilecek cevap filmin devamındaki bütün olayları yorumlamada etkili olacak. Bu cevaba ipucu sayılabilecek bir diyalog filmin ortalarında Charlie Holloway ile Elizabeth Shaw arasında, halvet olmadan hemen önce geçiyor. " Biraz zeka ve DNA ile hayat yaratmak zor değil " gibi bir cümle... Buradan hareketle, bu intiharın bilinçli olduğunu varsayabiliriz. 


O zaman şu soru devreye giriyor. Kendi yaratımlarını neden yok etmeye çalışıyorlar? Filmin devamı olacağı kesin gibi. Bize düşen yine beklemek.

Alien'ın kökenine dair sıkıntıları bırakıp filmin diğer eksiklerinden bahsetmek lazım. Meredith Vickers son derece güçlü ve etkileyici bir karakter fakat bu özelliklerine yakışan bir öneme sahip değil senaryo içinde. Neden olduğunu anlamak gerçekten çok güç. Charlize Theron rolün hakkını tamamıyla vermiş. Keşke daha iyi değerlendirilseymiş.


Janek ve Idris Elba' da çok iyi örtüşmüş fakat bu karakterinde senaryoda yeterli işlendiğini söylemek çok zor.

Filmin yıldızı tartışmasız Michael Fassbender! David o kadar başarılı çizilmiş bir karakter ki iyi mi kötü? Sevmeli mi sevmemeli mi? Bunların cevabı çok muğlak. Bütün film boyunca ilgiyi ve dikkati ayakta tutuyor.

Senaryo içinde çok önemli gibi durmasına rağmen , hikaye dinamiği açısından yeterliliği tartışmalı sezaryan sahnesi insanı çivileyecek cinsten. Noomi Rapace'ın canlandırdığı Elizabeth Shaw Engineer'ların peşine düşüyor. 


Sonuç olarak Prometheus, Xenomorph'lar yerine Space Jockey'e odaklanmış bir hikaye, belki de temel hata bu. Filmde tartılacak ve üzerine teoriler oluşturulacak pek çok nokta var. Tatmin edici değil hatta çok basit mantık hataları bile var. Bütün  bu eksikleri Alien serisinin varoluşsal sıkıntıları gibi görmek lazım. Olmuyor, olamıyor...



11 Mayıs 2012 Cuma

Cosmopolis

Film vizyona girmeden kitaba bakalım önce. 
190 sayfalık, kısa bir Don Dellilo romanı Kozmopolis.
90'lar için Dövüş Kulübü ne ise 2000'ler için de Kozmopolis o. İçinde bulunduğumuz hayatın, kurallarının, yapabileceklerimizin, yapamayacaklarımızın ve asla ulaşamayacaklarımızın özeti. 

Eric Packer bir multi-milyarder ve limuziniyle New York sokaklarında. Kendi sınırlarının eşiğinde dolaşıyor. Kozmopolis bir kaybetme hikayesi mi yoksa vazgeçme hikayesi mi? Nereden bakacağınıza bağlı ama şu kesin tek bir günde nelerin değişebileceği ile hatta her şeyin değişebileceği ile ilgili bir hikaye.

Başkan Manhattan'da. Mevlevi bir rap yıldızının cenazesi var, küreselleşme karşıtları şehirde " hayaleti " protesto ediyor. Eric Packer saçlarını kestirmek için bütün bu kaosun içinden geçmek zorunda.

Küreselleşme, teknoloji, ekonomi, finans, tatmin olmak, var olmak, parti, alkol, uyuşturucu, zengin, fakir ve gerçek.

Eric Packer'in 190 sayfalık bir günü hayatın kısa bir özeti.


6 Mayıs 2012 Pazar

The Avengers

Bu kadar süper kahraman bu kadar yıldız... The Avengers akıllıca idare edilmiş bir film olarak çıkıyor karşımıza.


Büyü, teknoloji kırması bir güç kullanan uzaylılar Dünyayı işgal etmeye kalkarsa ne olur? Rahat olun, The Avengers kendi iç sorunlarını hallettikten sonra bizi koruyacaktır.


Soğukkanlı yönetici Nick Fury, mücadeleye hazır asker Captain America, şov adamı Iron Man, insan olmayı tercih etmiş yarı Tanrı Thor ve alayına isyan Hulk.... Bu grubun yanına SHIELD ajanları Black Widow ve Hawkeye da eklenince kadro tamamlanmış oluyor.

The Avengers başından sonuna eğlenceli ve aksiyon dolu bir yapım. Joss Whedon'un işi güzel bir şekilde kotardığını belirtmek lazım. Genelde böyle projelerde ister istemez tek karakter daha baskın hale gelebilir. Joss Whedon bunu çok akıllı bir şekilde çözmüş :Bütün bu önemli karakterler senaryoya incelikli bir şekilde yerleştirilmiş ve aralarındaki doğru dinamiklerle hepsi hikaye için vazgeçilmez olmuş. Tam zamanında ve tam noktasına denk gelen espriler, görkemli aksiyon sahneleri... Şölen niteliğinde bir film çıkarmış.


Filmin en büyük artısı tartışılmaz bir şekilde Hulk! Joss Whedon, Mark Ruffalo ile yeni bir Hulk lansmanını kaçınılmaz hale getirmiş. Daha önce iki defa tutmayan Hulk neden bu sefer bu kadar görkemli olmuş sorusunun cevabı ise şu: Joss Whedon Hulk'un gücünün hakkını vermiş. Bir nevi kontrolsüz güç, güç değildir sorunsalı olan Hulk ile standart düşmanları karşı karşıya getiremezsiniz ve bu fikir  Iron Man ile Loki'nin konuşmasında net bir şekilde ortaya konuluyor. Benim ordum var sözüne bizde de Hulk var cevabı gücün boyutunu gösterme açısından çok önemli.


Bu tip filmlerde aşk kaçınılmazdır, neredeyse ya da biz öyle sanıyorduk. Joss Whedon, hikaye yaratma tecrübesini burada da göstermiş ve karşımıza aşk ve ilişki kırıntıları olan bir senaryo ortaya koymuş. Çok doğru bir tercih, bu sayede hikaye dağılmamış.

Filmin en temel eksiği bence Loki. Biraz daha üstüne gidilebilirmiş, daha net çizgilerle çizilebilirmiş bence. Sonuçta Loki çizgi roman evreninin en özellikli kötülerinden biri olmasının yanında günümüz yaşamına da çok iyi uyum sağlayabilecek bir yapıya sahip. Loki'nin içinde kesinlikle bir Joker potansiyeli var.


The Avengers " blockbuster " olmanın bütün özelliklerini ve hatta fazlasını gösteren bir yapım.

1 Mayıs 2012 Salı

Beklerken Merak Edilenler

Geçen seneki durgunluktan sonra bu yaz çok önemli üç film vizyona giriyor. The Avengers, Prometheus ve The Dark Knight Rises. Bu üç film minimum üç milyar dolar hasılat demek. Aklımdaki soru şu: Değecek mi?

Haftaya vizyona girecek The Avengers ile başlayalım. İlk eleştiriler çok olumlu.
Nolan'ın Batman'i ile birlikte çizgi roman uyarlamaları belli bir standarda kavuştu. The Avengers böyle bir noktada Marvel'in en önemli kozu. Sağlam bir oyuncu kadrosu, büyük bir bütçe... Joss Whedon dizi dünyası için ne kadar önemliyse de beyazperdede önemli bir başarısı yok. Beklentim bol aksiyon ve eğlence. Hikaye ve senaryo olarak ekstra bir etki yaratacağını zannetmiyorum hatta kurallara çok bağlı, risk almayan; yaratıcılık eksiğini komedi ve heyecan ile kapatan bir yapım olması kaçınılmaz. En önemli koz tartışılmaz bir şekilde Robert Downey Jr. En önemli süprizin Mark Ruffalo ve Hulk olacağını düşünüyorum. Birçok yerde 2014 için Ruffalo ile yeni bir Hulk lansmanının yapılacağı yazılıyor.


Artık efsane sayılan Alien ise Sir Ridley Scott ile köklerine dönüyor. Otuz üç yılda Xenomorphlar hakkında çok fazla bilgi edinsek de en çok merak edilen soru " nereden geliyorlar? " hep cevapsız kalmıştı. Bu ilahi soruyu da onu var eden Ridley Scott'tan başkasının cevaplaması düşünülemezdi. Sir Ridley, Prometheus için yine çok güçlü kadın karakterler yaratmış gözüküyor: Charlize Theron Noomi Rapace' a karşı... En çok merak ettiğim soru şu: David 8 deliren robot mu? Yoksa yardımsever robot mu?
Ayrıca son dönemdeki en iyi viral kampanyayı da Prometheus'da gördüğümü belirtmem lazım Peter Weyland'in TED konuşması unutulmazlar arasında.


Son olarak The Dark Knight Rises! Deha Nolan Batman Begins ile çizgi roman uyarlamalarını yeniden şekillendirdi. Süper kahramanlar içinde en insan olan Batman, Nolan ile birlikte daha karanlık, daha gerçekçi ve daha insani bir surete büründü. Bu değişim The Dark Knight ile inanılması güç bir sonuç doğurdu: Karşımızda mafya filmlerini aratmayacak bir süper kahraman filmi vardı. 
Nolan, Joker ve Batman rekabetini ideolojik sayılabilecek bir tabana oturtarak filme inanılmaz bir derinlik kattı.
Bütün bu başarılardan sonra doğal olarak The Dark Knight Rises'dan beklentiler çok yüksek. Merak edilen şu: Nolan bu sefer ne gibi bir yenilik katabilecek hikayeye? Trailer'dan anladığım kadarı ile iki filme yapı oluşturabilecek bir hikaye söz konusu. İlk hikaye Bane'in Batman'i yenmesi ve hapsetmesi. İkinci hikaye ise Batman'in esaretten kurtulması. Bu noktada en merak ettiğim şey ise Nolan'ın bu hikayeleri nasıl anlatacağı? Batman Begins'de olduğu gibi " non-linear " bir format mı tercih edecek acaba?


Birbirinden çok farklı üç tane iyi film izleyeceğimiz kesin gibi. Bekleyiş sona ermek üzere...