Ne kadar gerçek o kadar hayal!
22 Temmuz 2011 Cuma
Beklenenler 2
Soderbergh'in son şansı olabilir maalesef!
Marc Webb ve Andrew Garfield, örümceği yarasa ile yarıştırabilecek mi?
20 Temmuz 2011 Çarşamba
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Rock'n Coke 2011
Caz, sinema, tiyatro veya müzik... Hiç farketmez. Benim kuralım belli: Festival dediğin Haşmet Babaoğlu ile güzeldir. Onu görmeden festival havasına girilemez, eksik ve yalnız kalınır ( Bkz: Festival Günlüğü). Neyse ki Haşmet " abimiz " Rock'n Coke'da bizi öksüz, yetim bırakmadı. Festival havasını bütünüyle teneffüs etmemizi sağladı. Buradan O'na teşekkür edip yeni girişimimden bahsetmek istiyorum: Artık karşılaştığım her festivalde Haşmet " abimizin " fotoğrafını çekeceğim. Kızmayacağını umarak buradan Haşmet Babaoğlu'na saygılarımı yolluyorum.
Festivali kısaca özetlemek gerekirse:
- Her sene olduğu gibi yine " dövme çöplüğünden " farksızdı.
- Bu senenin modası: Kızlarda kısa kot şort altı bol selülit, erkeklerde Freddie Mercury'msi bıyık.
Metropol kadınının selülit ile dansı bence kesinlikle incelenmeli. Aynı zamanda, yeni tatilden döndüğüm ve çok bikini gördüğüm için şunu kesinlikle söyleyebilirim: Tam anlamıyla bir selülit işgali altında kadınlarımız ve bu işgal 18-20 gibi küçük sayılabilecek yaş aralıklarında bile geçerli. Selüliti olmayan az sayıdaki kadın önderliğinde bir direniş örgütlenmesi şart bu işgale karşı. Gerçekten ilginç olan bir başka noktaysa: Azımsanmayacak sayıdaki erkeğin vücut bakımı konusunda kadınların çok önünde olması: Sporlar yapılmış, bol bol ağırlık basılmış ama bıyık olmasa daha iyiydi tabii. Sonuç olarak selülite karşı hep beraber " Vive la resistance! "
- Festivalin en komik sahneleri yemek bölümlerindeydi. Kurumsal yapı içinde çalışanların " self motivation " ninnisi bu bölgelerde bol bol kulakları tırmaladı: Düdüklü McDonalds, çığıran Pizza Pizza... vb. Aslında aynı temel fikre dayansa da plazaların içinde yapılan; herkesin takım,kravat içinde sahte gülücükler dağıttığı kokteyllerden tek bir farkı var: Ucuz fikir, ucuz uygulamayla birleşince damping etkisi yapıyor. Suratlar bir karış, beyin sıcak ve kalabalıktan büzülmeye başlamış, kazanacağı üç kuruşun derdinde olup bir de eğleniyormuş, mutluymuş, istekliymiş gibi gözükmeye çalışmak gerçekten komik oluyor. Trajikomik ama komik! Bazılarının götünden anlama durumuna önlememizi alalım: Komik bulunan ekmeğinin peşinde çalışan insanlar değildir! Öyle anladıysan lütfen baştan oku. Hala olmuyorsa zorlama.
- Kız arkadaşım Big Mac'i götürürken aklıma şu geldi: Bu yağlar en az 3 günlük ( cuma,cumartesi ve pazar ). Yani başka bir Mc'de yediğimiz ürünlerden daha iyi koşullarda pişirilmiş olabilir.
- Duman hala dumanlı maalesef...
- Motorhead ilgi alanım dahilinde olmasa da gümbür gümbürdü. Hakkını teslim etmek gerek.
- Limp Bizkit istekli ve iyiydi ama kafamda şu soru dönüp durdu: Ya bu konser 2011 değilde 2001'de olsaydı?
Zaman grup üyelerinden olmasa da seyircisinden çok şey alıp götürmüş.
- Friendly Fires'da çok sıcaktı, kulaklarımla beynim arasındaki senkronizasyonda sıkıntı olmuş olabilir, pek bir şey anlamadım.
- Athena ateşleyici etkisini başarıyla gösterdi, doğruya doğru fakat kaybedilen davulcular Doğaç ve Burak ile beraber kaybedilen basçı Ozan'ın eksikliği çok netti. Birçok kez canlı izlediğim için eleştiri hakkını kendimde görüyorum: Özellikle eski kayıtları çalma açısından bir sıkıntı olduğu aşikar.
- Skunk Anansie, benim için tartışmasız gecenin yıldızıydı. Enerji, şov ve müzik...
- Travis, müziğine yakışacak bir şekilde sempatik ve içtendi.
- Gecenin en kötü esprisi: Moby'i niye dinlemiyoruz? Onun başı kel mi? Evet kel! O yüzden dinlemiyoruz! ( Keşke ben yapsaydım, tam benlik bir espri! Koray kardeşime selamlar.)
15 Temmuz 2011 Cuma
12 Temmuz 2011 Salı
Insidious
Kıskançlık...
Filmi izlerken hissettiğim en yoğun duygu kıskançlıktı.
Leigh Whannell ve James Wan, Saw'dan sonra yine etkileyici bir projeyle beraberler.
Insidious, klasik korku ögelerini sonuna kadar kullanan fakat hikayesi itibariyle konvansiyonel korku dinamiklerini başarıyla değiştiren bir film.
Yeni taşındıkları evde " hayaletli ev " durumu yaşayan bir ailenin; büyük çocuklarının ansızın, açıklanamayan bir nedenle komaya girmesiyle yaşadıklarını izliyoruz.
Yeni bir " Paranormal Activity " kopyası gibi başlasa da hikayesi sayesinde daha etkili ve daha güçlü bir şekilde devam eden bir film Insidious.
Damlatan musluklar, eski duvar saati, parlak cisimlerden yansımalar, aynalar, ikizler, bir anda cıyaklayan bir müzik, kanlı pençe izleri vb...
Korku filmlerinin en önemli hususlarından biri şudur: Seyirciyi gerdikten sonra rahatlamak için küçük aralar yaratmak lazım. Medyum teyzemizin ekibi bu iş gerçekten biçilmiş kaftan! Gözlüklü " geek " (ki kendisi Leigh Whannel olur.) ile sakallı kameramanımız atışmalarıyla gülümsetiyor.
Leigh Whannel'in farklı olmayı başarmış hikayesiyle James Wan'ın klişe korku çekimleri birleşince ilerde klasik hatta kült sayılabilecek bir film ortaya çıkmış.
Klasik hayaletli ev hikayelerinde yaşanan doğaüstü deneyimler genelde yaşayanla sınırlıdır, sanki onun hayal gücünden kaynaklanıyormuş gibi bir durum vardır: Hayaletleri herkes görmez! İzleyici için bile bir illüzyon gibidir. Insidious'un bu noktada farklı ve etkileyici bir yaklaşımı olduğunu özellikle belirtmek isterim ki filmin bence en etkileyici ve izleyenler açısından sinir bozucu, korkutucu olan tarafı da bu! Gayet rahat, kimseden çekinmeden ortalıkta gezen, takılan ve hatta dans eden hayaletlere hazır olun.
Insidious adına yakışan kötülükte, çirkinlikte ve sinsilikte bir kötüye sahip. Öyle ki bir " Demon " bile daha sempatik kalabiliyor.
1977 doğumlu iki arkadaşın geldiklerini noktayı kıskanıyorum. Bunu belirtmem lazım! Hem Saw hem de Insidious klasik hatta klişe hikaye formlarının farklı dinamik yapısı ile güçlendirilip ve değişik fikirlerle yoğrulmasıyla oluşturulmuş filmler. Hikaye ve senaryo yazma uğraşı içinde olanların kesinlikle bu işleri incelemesi gerekir.
7 Temmuz 2011 Perşembe
24 Haziran 2011 Cuma
Erkeklere Kız Hikayesi: Sucker Punch
Yapılması gerekenler veya asla yapılmaması gerekenler... Sucker Punch bunların hepsini barındıran bir proje.Chris Nolan'ın yeni Superman lansmanı için seçtiği yönetmen Zack Snyder kendi hikayesinden yola çıkarak bir hayal dünyası yaratıyor.
300 ve Watchmen ile nelere kadir olduğunu ispatlamış bir yönetmen. Sevgiyi, saygıyı kesinlikle hakkediyor.
Sucker Punch, kötü üvey babasıyla kavga ederken yanlışlıkla çok sevgili kız kardeşini vurmuş Baby Doll'un akıl hastanesindeki maceralarını anlatıyor: Dans ediyor, savaşıyor, dövüşüyor,uçuyor.... Kaçmaya çalışıyor.Elimizde neler var? Muhteşem görüntüler, seksi kıyafetler içinde güzel kızlar, bol bol aksiyon ve şahane müzikler...
Film muhteşem bir sekansla başlıyor, tadından yenmeyeceği izlenimini veriyor fakat devamı yerlerde...
Film, vizyona girmesiyle ağır eleştirilere maruz kaldı. Güvendiğim bir yönetmen ve proje olmasına rağmen ben de bunlardan etkilenip sinemada gitmedim. İyi ki gitmemişim, ortada sinemadan ziyade beş tane video klip var. Hele yapmaya ve hissettirmeye çalıştığı felsefemsi fikirlerse, yokluk içindeki filmi daha da çocukça bir duruma sürüklüyor. Her ne kadar kızlar baş rollerde olsa da bu sizi kandırmasın tam anlamıyla erkek zihninden çıkmış bir hikaye var Sucker Punch'da.Burada görüntü yönetmeni Larry Fong'dan da bahsetmek lazım. Bütün Snyder filmlerinin arka plandaki yıldızı.
Super 8'de de Larry Fong'un görev başında olduğunu söylemek isterim.
Buradan Zack Snyder için çıkacak en önemli ders kendi hikayelerinden yola çıkarak proje üretmemesi olacaktır. İyi bir yönetmen ve iyi bir anlatıcı olduğu kesin fakat yaratma konusunda sıkıntılar olduğu da gerçek.
Sonuç olarak Superman'in yine de doğru ellerde olduğunu söyleyebilirim: Chris Nolan ve David S. Goyer yazacak Snyder çekecek. İyi bir kombinasyon.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








